Mutlu bir hayatın sırrı nedir?

Her gün çok azımız yaşamın detayları, doğası ve işlevi hakkında derin bir anlayış geliştirmek için zaman harcarız. Evrenin var olan öğretilerini inceleyip kendimizi eğitmedikçe, bu yaşamsal detayların nasıl var olduğunu ve hayatımıza hangi etkileri olduğunu çok azımız biliyor oluruz.

Çoğu insan için, zihin durumlarını tanımak ve farkındalıklarının kendiliğinden farkında olmak ve bu sayede yaşamını sürdürürken verdiği kararların özellikle erdemli olanlar ile erdemli olmayanlarını ayırmak oldukça zordur. Üstelik hepimiz genel olarak, birincisini nasıl var edeceğimizi ve ikincisini nasıl terk edebileceğimizi bilme konusunda kayıp bir alanda olabiliriz. Bu kayıp alan bizlerin farkındalıklarını henüz fark edemediği bir bilinçsizlik halidir. Yaşadığımız olaylar veya karşılaştığımız durumlar karşısında “Neden?” diye sorarken henüz cevapları dışarıda aradığımız evremizdir. Peki, zihni anlamanın mutlu bir yaşam yaratmakla ne alakası var? Mutluluk ve Acılar. Her ikisi de sadece zihin halidir.

Bu nedenle gerçekte mutsuzluktan acı çekmek veya her an mutluluktan zevk almak için Zihin aracılığı ile kapsamlı ve derin bir anlayışa sahip olduğumuzu bilmek, üzerinde kontrolü nasıl sürdüreceğimizi anlamak şarttır. Bu hem bugün hem de gelecekte yaşam kalitemizi büyük ölçüde artıracak en iyi, en güvenilir yoldur.
Bazen işler bizim istediğimiz gibi gitmez. Bazen meydan okumalar ve zorluklarla boğuluruz. Alışkanlıklar dışında gelişen bu olaylara karşı tepkilerimiz, durumun kendisini problem olarak görmek, tanımlamaktır.

Zihin içinde mutluluk ve acı var

Ancak gerçekte, tüm sorunlarımız kendi aklımızdan kaynaklanmaktadır. Zihinlerinin henüz farkında olmayanlarımız için bu henüz sezgisel veya tamamen yanlış olarak gelebilir, ancak kendimizi derinden incelemek için zaman ayırdığımızda, bu gerçeği kendimiz keşfederiz.

Yaşamın zorluklarına pozitif ve huzurlu bir zihinle cevap verdiğimizde, hiçbir şey aniden gözlerimizin önünde eriyip gitmiyor gibi görünmeye başladığını deneyimleriz. Ardından olanları kişisel ve manevi gelişimimiz için heyecan verici zorluklar olarak görmeye başlarız. Zor ya da beklenmedik bir duruma tepki olarak yalnızca olumsuz bir zihniyet benimsediğimizde ise, sorunlar gerçekten ortaya çıkar. Bu nedenle eğer kendimizi tüm sorunlarımızdan kurtarmaya karar verirsek, buna zihnimize hakim olarak başlayabiliriz.

Yaşadığımız modern dünyada her geçen gün yeni bilgileri keşfetmeye ve yaşamın sürdürülebilirliği içinde bu yeni bilgileri deneyimlerken oluşan tecrübelere uyum için yeni yollar geliştirmeye devam etmekteyiz. Son yıllarda özellikle olağandışı gelişmeler yaşamın kendisine meydan okuyorlar. İlerleme devam ediyor. Ancak dikkatlice bakarsak, dünyanın dört bir yanındaki acıların azalmadığını göreceğiz ve dikkatle takip ettiğimizde giderekten arttığını fark edeceğiz. Aslında bugün her zamankinden daha büyük ve daha çeşitli problemlerin var olduğunu söyleyebiliriz. Açıkçası, gerçek mutluluğumuz dış dünyamızı sürekli kontrol altına alarak elde edilemez. Mutluluk ve acılar yalnızca zihin içinde bulunur ve bu nedenle kökenleri zihin dışında aranıp bulunamaz. Gerçekten kalıcı mutluluk ve tüm acılardan özgürleşmeyi elde etmek için öncelikle zihnin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını sağlamalıyız.

Sorunlarımızın Kaynağı

İçimizde barış ve mutluluk için tüm bu potansiyele sahipsek, sürekli mutlu ve huzurlu bir zihinin varlığını sürdürmek neden bu kadar zor? Bunun cevabı aklımızı tüketen ve iç barışımızı yok eden kandırılmış düşünceleri alışkanlıklara bağlı kalarak yenilgiye uğratmamamızdır.

Esas olarak kötü insan diye bir şey yoktur.

Kendi benliğini, başkalarını ve çevremizdeki dünyayı incelemek ve anlamak için kuruntular veya ön yargılar saptırılmış ve biçimsizleştirilmiş yanıltıcı yollardır. Örneğin Öfke. Öfke, başkalarına bakış açımızı bozarak, esasen onları kötü olarak gösterir. Bununla birlikte, özünde kötü insan diye bir şey yoktur. Herkes kendi tekliği içinde tamdır. Diğer taraftan konu Tutku (arzu) ise özünde iyi, faydalı veya kesinlikle gerekli olduğu inancı ile başkalarını ya da başka şeyleri özel olarak zihnimizde biçimlendiririz. Çikolatalı kek için güçlü bir arzumuz varsa, bize o çikolatalı kek özünde, karşı konulmaz derecede iyi görünür. Fakat üçüncü parçadan sonra kendimizi hasta hissetmeye başlarız ve o zaman artık çok lezzetli görünmez ve hatta itici bulabiliriz! Bu, her şey gibi çikolatalı kekin kendisinin ne lezzetli ne de iğrenç olduğunu açıkça gösterir. Daha ziyade her türlü cazibeli nitelikleri, gördüğümüz her şeye yansıtan saptıran zihnidir ve sanki bu nitelikler nesnelerin, insanların kendisinden geliyormuşçasına onlara yöneltilerek ilişkilendirilir.

Bütün sanrılar bu şekilde, zihnimizde olduğu gibi başkalarının zihinlerinde de işlev görür. Gerçeğin kendi çarpıtılmış versiyonunu dünyaya yansıtmakta ve bu izdüşümün doğru olması gerektiği konusunda ikna oluruz. İçimizde sanrılar ortaya çıktığında, gerçekliği kavramamızı kaybederiz ve işleri gerçekte oldukları gibi göremeyiz. Çünkü zihnimiz daima yanılgı biçimlerinin kontrolü altındadır.
Görünüşte hiç bitmeyen stres, kaygı ve karışıklığa şaşırmamalıyız çünkü sanki sadece sürekli olarak serap kovalıyor ve sadece hayal kırıklığı buluyor gibiyiz. Bu çarpıtmaların varlığı yaşamımızda devam ettikçe arzularımızı tam olarak gerçekleştiremeyiz ya da hayal kırıklıklarımız olduğu halde yine bu çarpıtmalar işe yarıyormuş gibi davranırız.

Demek ki Zihin incelemesi sonucu farkındalıklarımızın olması da tam olarak yeterli değildir. Asıl olan bu farkındalığın başlangıcı ile birlikte harekete geçerek Zihin yapımızın en yeni hali için adım atmalıyız. Yani deneyimler yaşayarak tecrübe etmeliyiz.Bu değişimi ister kendimiz istersek bir profesyonel ile birlikte sağlama kararı da yine bizim Zihin süreçlerimizle alakalı. Yani ilk adım en önemli karar bu durumda. Ya yola çıkıp hedefe varacağız ya da yolumuza devam edip aynı şekilde yaşamayı kabulleneceğiz.

Değişimden heyecan duyan, başarılardan ilham alan Zihinlerin hızla çoğalması temennisiyle…

Mesaj Gönder
Merhaba.
Size Nasıl Yardımcı Olabiliriz?
ICF ONAYLI ONLINE KOÇLUK EĞİTİMİ GÜZ PROGRAMI BAŞLIYOR